|
|
Haftalık Yazılar
Öğrenme bozuklukları- Disleksi
Öğrenme bozukluğu dinleme, konuşma , okuyup yazma, muhakemede bulunma ve
matematik işlemleri yapma yeteneklerinin elde edilmesi ve kullanılmasında
önemli zorluklarla beliren bir bozukluktur.Okuma becerisinde bozukluğa
(doğru okuyamama, yavaş okuma gibi) disleksi adı verilmektedir.Bu duruma
ek olarak, konuşmada gecikme, dil becerilerinde sıralamada, sağ-sol
ayrımında bozukluk ile birlikte görülebilen bir psikiyatrik sorundur.
Çocuklar yaşıtlarına göre bu özellikler açısından daha zayıf kalırlar.
Çocuklar kelimeleri ses ya da anlamca benzerleri ile değiştirebilirler.
Zeka düzeylerinde sorun olmamakla birlikte, öğrenmek için gerekli olan
zihinsel organizasyon bazı açılardan yeterli değildir. Öğrenememeleri
yüzünden bu çocuklar üzerine fazla gidilebilir. Oysa izafiyet teorisini
ortaya çıkaran büyük bilgin Albert Einstein, kalipso müziğinin kralı Harry
Belafonte, büyük mimar, heykeltraş ve Mona Lisa’yı resim dünyasına armağan
eden ressam Leonardo da Vinci, İrlandalı yazar Yeats, başta “Düşünen
adam”olmak üzere pek çok önemli eserin sahibi heykeltraş Rodin, şarkıcı ve
sinema oyuncusu Cher disleksili ünlüler arasındadır.
Toplumda ortalama olarak, % 2-10 arasında görülmekte olup, okul
çağındakilerde % 4 oranında görülmektedir. Erkek çocuklarda kızlara göre
3-4 kat daha sık gözlenmektedir. Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte
beynin sol yarım küresindeki bazı anormallikler ve beyin ön lobundaki
konuşma merkezlerindeki sorunlarla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
Ayrıca başka bir görüşe göre bebeğin anne karnında kanındaki testesteron
düzeyi bozukluğu ile ilişkili olabileceği bildirilmektedir. Okuma
bozukluklarında 15. kromozomdaki sorunların bu durumdan sorumlu
olabileceği de bir başka hipotezdir.
Doğum öncesi annenin geçirebileceği enfeksiyonlar, ilaç alımları ve
yetersiz beslenmesi; doğum esnasında ya da sonrasında görülen bazı
sorunlar ( zor doğumlar, kordon dolanması, plasenta-kordon bozuklukları,
doğum travmaları, bebeğin doğumdan sonra uzun süre nefessiz kalması, erken
doğum, düşük ağırlıklı doğum, annenin hamileliğinde gebelik toksemisi
denen rahatsızlığı geçirmesi, bebekte uzayan sarılık-hiperbilirübinemi-
gözlenmesi, tekrarlayan kulak iltihapları, menenjit, ensefalit ve
kansızlık ) da bu duruma eşlik edebilmektedir. Ayrıca kalıtsal da
olabilmektedir. Okuma ve öğrenme bozukluklarında % 75’ in üzerinde bir
oranda bu tür sorunlardan birine rastlanmaktadır. Yapılan testlere göre bu
çocukların % 90’ında dil becerisinde bozukluklara ve bu orandan bir miktar
daha fazlasında konuşma,dil ve işitme fonksiyonlarında bozulmalara
rastlanmıştır.
Dislekside sık rastlanan bulgular:
Okuma bozukluğu olan bu çocukların konuşma akıcılıklarında bozukluk,
kısıtlı sözcük dağarcığı, uygun sözcüğü bulma, kavramlarda bozukluklar (
“yarın geldim, dün geleceğim” gibi) ve gramer sorunları olabildiği
gözlenmiştir. Kendi kendini yönetebilme, toplumsal etkileşime girebilme ve
çevresel algılama da sorunlar yaşanabilmektedir.
Sözcükleri öğrenme ve hatırlamada sorunlar yaşama, bazı harfleri ayna
görüntüleri şeklindeki benzerleri şeklinde kullanma ( örneğin 6 yerine 9;
b yerine d ya da u yerine n gibi) bazı sayıların yerine ayna görüntüleri
şeklini kullanma (38 yerine 83 gibi)görülebilmektedir. Yalnız dikkat
edilmesi gereken şey bu türden ayna görüntüsü stilinde yazı yazmanın,
yazmayı öğrenirken başlangıçta her çocukta görülebileceğidir. Ancak bu
normalden daha uzun sürerse disleksiye ait bir özellik haline gelir. El
yazısında bozukluk,yazım hataları, bazı hecelerde ses hataları yapmak ve
elleri kullanmada beceriksizlik de görülebilmektedir.
Bu bozukluğa matematik öğrenme bozukluğu ( diskalkuli) ve diğer öğrenme
bozuklukları ( yazı yazma sorunları-disgrafi gibi) da eşlik
edebilmektedir. Ayrıca dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım
bozuklukları ve depresyon da bu durumla bir arada bulunabilmektedir.
Sosyal beceriler yaşıtlarına göre daha zayıftır.
Disleksili çocuğun yaşadıkları ve hissettikleri:
“İstediğim ve alıştığım halde bir türlü doğru okuyamıyorum,yapamıyorum,
ben akıllı değilim, bana arkadaşlarım aptal diyor, annem okuyamazsam beni
tamircinin yanına vereceğini söylüyor, beni sevmiyorlar” şeklinde
düşünebilen bu çocuklar çocukta aşağılık komplekslerine, kendini sevmemeye
yol açabilmektedir. Kimsenin kendisini gerçek anlamda anlayamadığını
düşünür. Her yaptığının yanlış olabileceğini düşünerek, bildiği ve doğru
yaptığı şeylerden de kuşku duyar hale gelebilir. Anne baba ve
öğretmenlerinin kendisini başkaları ile kıyaslaması ve sonuçta kendisinden
beklenenleri hemen verememesi nedeniyle öfkelidir. Hem çevresindekilere
hem de kendisine. Duymak ve bilmek istediği şey aslında arkadaşları gibi
akıllı olduğu ancak daha yavaş öğrenebildiği ama muhakkak öğrenebildiği
gerçeğinin kendisine anlatılmasıdır. Bir takım toplumsal becerileri
kazandıkça kendine olan güveni artar.
Disleksili ailelerin hissettikleri:
Bu rahatsızlığı olan çocuk sahibi anne ve babalar kendilerini, ailelerini
ya da doğum ekibini suçlayabilmektedirler. Bazı durumlarda suç
öğretmenlerde aranarak sınıf ya da okul değişiklikleri yapılabilmektedir.
Ebeveyn çocuğun bu güçlükleri nedeniyle çocuğu okuldan alabilmektedir.
Anne ya da baba depresyona girebilmekte, durumu kabullenip tedaviye
başvurmamakta, toplumsal hayattan geri çekilebilmektedirler.
Tedavi:
Tedavide önemli olan çocuğun durumunu anlayabilmek ve bu duruma uyum
sağlayabilmektir. Ailenin eğitimi ön planda gelir. Çocuğa yönelik olarak
sosyal beceri kazandırma, destekleyici terapi ve gereğinde ilaç tedavisi
uygun bir yaklaşımdır.
|
|