|
|
Haftalık Yazılar
Doğum Sonrası Rastlanan
Duygular...
Ey erkekler öncelikle sözümüz size. Düşünün ki eşiniz size dünyanın en
güzel armağanını veriyor. O armağanda sizin kanınız,hormonlarınız,
genleriniz kısaca sizin pek çok özellikleriniz var. Çocuğunuzun en azından
daha mutlu, daha rahat beslenmesini ve büyümesini istiyorsanız ve ileride
başarılı ve sağlıklı olmasını istiyorsanız size de düşen görevler var. Bu
görevler aslında annenin hamileliği ile birlikte başlıyor. Eşiniz o
hayatınızın en güzel hediyesini size ulaştırmak ve onu sizin kollarınıza
vermek için vücutça, hormonel olarak ve duygusal açıdan çok yıprandı.
Annenin hiçbir zaman olmadığı kadar sizin ve yakınlarının desteğine
ihtiyacı var. Sağlıklı, akıllı, iyi huylu bir çocuğunuzun olmasını
istiyorsanız, eşinizi anlamaya çalışıp, ona yardım etmeniz gerekmektedir.
Ataların dediği gibi ‘anasına bak, kızını al’. İleride çocuğunuzla dost
olmak istiyorsanız bunun temelini daha hamilelikte anne karnında iken onu
severek, annenin moralini yüksek tutarak yapabilirsiniz. Çünkü bebeğiniz
annenin göbek bağından geçen hormonlarla içeriden dışarıyı hissederek,
adeta anahtar deliğinden gözler gibi aile çevresini ve dış dünyayı
izlemektedir.
Size de sözümüz var anneanne ,babaanne ve görümceler. İşte ailenize yeni
bir kişi daha katılıyor. Bakın kızınız size tekrar gençlik anılarınızı
yaşatacak, neslinizi devam ettirecek, kendiniz ve yakınlarınızdan göz,
kaş, burun vb. özellikler bulabileceğiniz, bir yumurcak, cimcime, ufaklık,
altıntop ne derseniz deyin bir yavru dünyaya getirdi. İleride onun ailesi,
vatanı ve hatta tüm dünya için hayırlı ,iyi bir insan olup , onunla gurur
duymak istiyorsanız annesini hamileliği ve sonrasını rahat, huzurlu
geçirmesi şart. Siz büyükler olarak bu yazıyı okuyun ve gereken durumlarda
gerekli tedavi için tedbirinizi alın. Atalar gene diyor ki ‘ Yaşlılar
yapabilse, gençler bilebilse’. Siz tecrübelerinize burada yazılan
bilgileri de katarak, gerekli durumlarda gençleri psikiyatrik tehlikelere
karşı uyarıp, tedbirinizi vakit geç olmadan alın.
Gebelikte kusma:
Ailenin bir numaralı ufaklığı banyodaki annesinin yanından babasına
seslenmektedir “Baba , annem gene çok dondurma yedi herhalde midesi
bulanıyor, bugün benimde midem bulanıyor, okula gitmeyip, annemin yanında
kalabilir miyim? Üstelik annemin karnındaki kardeşimle de konuşayım,
bakalım onun da midesi bulanıyor mu”
Gebelik annelerin vücut yapısında, hormonal ve ruhsal yapıda yaptığı
değişimler sonucu hayatı az ya da çok etkileyen bir dönemdir. Annedeki bu
vücutsal değişimler sadece annenin kendisini değil ailenin tümünü
etkilemektedir.Bu etkiler kişilerin aile yapıları, kültürel düzeyleri,
kişilik yapıları, yaş grupları vb gibi çok çeşitli faktörlerle
değişiklikler göstermektedir. Bu dönemde görülebilen bulantı ve kusmalar
da anne ve bebekte kilo kayıpları hatta, tedavisiz kalındığında bebek
ölümü riski taşıması nedeniyle hayati önemdedir.
Normal gebelik bulantı ve kusmaları:
Gebeliğin başlangıç dönemlerinde ve özellikle sabah saatlerinde
görülürler. Hamileliğin ikinci yarısından sonra görülmezler. Bu bulantı ve
kusmalar vücutta su ve tuz denge bozukluğuna ve çok büyük sorunlara yol
açmazlar.
Hiperemezis gravidarum:
Bu tip kusmaların özelliği normal gebelik bulantı ve kusmalarından daha
aşırı düzeyde olmalarıdır. Toplam vücut ağırlığının en az % 5 kadarının
(60 kg ağırlığında bir anne adayının en az 3 kg kaybetmesi gibi) azalması
ve idrara keton cisimleri dediğimiz maddelerin çıkması ile karakterizedir.
Bu durum sonucunda vücutta sıvı eksikliği, su ve tuz dengesinde bozulma,
idrara vücut için çok gerekli olan proteinlerin geçmesi, kalp atım ve
nabız sayısında değişimler, karaciğer ve böbreklerde yapı ve işlev
bozuklukları, gözün retina katmanında değişiklikler ve sarılık
görülebilmektedir.
Genellikle hamileliğin 5.ayından itibaren azalmakla birlikte normal
kusmalardan farklı olarak, daha ileri dönemlere de uzayabilmekte ve
hastanede belli bir süre yataklı tedaviye gerek duyulabilmektedir. 1000
anne adayından 1-10 kadarında gözlenebilmektedir.
Anormal gebelik kusmaları (hiperemezis gravidarum) riskini arttıran
durumlar:
*Tiroid bezlerinin, Karaciğer bozukluklarının varlığı, şişmanlık, daha
önce hiç doğum yapmamış olması ya da ileri annelik yaşı, o andaki
ikiz-üçüz gibi çoğul gebelikler, annenin sigara içmesi
Anormal kusmalara yol açan ruhsal etkenler:
*Depresyon, histrionik kişilik bozukluğu ve kaygı bozuklukları ( panik
bozukluk, genelleşmiş kaygı boz. ve obsesif-kompülsif boz. gibi)
*Aileler arası ve eşler arasındaki sorunlar
*Hamileliğin ya da kadınlık özelliklerinin birey tarafından olumsuz olarak
algılanması
*Hamilelikle ilgili bilgi düzeyinin yetersizliği, kadın-doğum uzmanı ile
olan sorunlar
*Anne adayının uygun bir çevresel desteğinin (anne, kardeş,eş, kayınvalide
ve komşuların ) olmaması
*Uygunsuz diyetler yapma, geçmişinde anoreksia ve bulimia gibi yeme
bozukluklarının bulunması.
Psikiyatrik tedavi:
Tedavide hipnoz ve psikoterapiden faydalanılabilir. Hipnozda benzer duruma
sahip bireylerin katıldığı grup hipnozlarının daha etkin olduğu
gözlenmiştir. Psikoterapide destekleyici ve davranışçı terapi kullanılır.
Doğum sonrası rastlanan duygu-durum bozuklukları:
1-Doğum sonrası hüzün yaşantısı:
Doğumu izleyen 2-4. gün oluşabilmektedir. Hafif düzeyde de olsa
gerginlik,yorgunluk, çocuğunun ya da kendisinin sağlığını konu edinen
endişeler, ağlama, sıkıntı, dikkati odaklayamama ve uykuya dalmada sorun
ya da sık uyanma görülebilmektedir. Bu durum en yoğun olarak iki gün kadar
yaşandıktan sonra, iki hafta kadar sonra düzelir. Doğum yapan kadınların
en az yarısında görülmektedir. Belirtiler herhangi bir tedavi uygulanmadan
kendiliğinden geçmektedir.
Doğum sonrası hüzünde risk etmenleri:
*Kişinin kanında bulunan kortizol düzeyinin yüksek olması
*Kişinin ilk adetinin yaşıtlarına göre daha küçük bir yaşta gerçekleşmesi
* Bireyinin adetlerinin yaşıtlarına göre daha kısa sürmesi.
Çevredekilerce yapılabilecekler:
Bu dönemde çevredekiler anneyi rahat ettirmeye çalışmalı, bebek bakımına
yardım etmeli, anneye çocuğa çok iyi bakabileceği şeklinde destekleyici
yaklaşımları olmalıdır. Eğer annenin rahat ve huzurlu, umutlu, güvenli
olması sağlanamazsa, kişide daha ileri bir durum olarak "doğum sonrası
depresyonu" oluşabilmektedir.
2- Doğum sonrası depresyonu:
Doğum yapan kadınlarda % 10-15 arasında görülmektedir. Mutsuzluk, ağlamaya
hazır bir görünüm, gelecek için umutsuzluk, karamsarlık, kendini anne
olarak yeterli görememe, iştahta azalma, duygusal durumda neşesizlik,
sinirlilik şeklinde aniden değişmelerin olması, dikkatini bir konuşma ya
da konuya odaklayamama, kendini geçmiş ya da bugün için suçlama,
unutkanlık, yorgunluk, cinsel isteksizlik, başka bir vücutsal hastalığı
olduğu şeklinde "hipokondriyak" düşünceler,intihar düşünceleri
bulunabilmektedir. Doğum öncesinden doğumdan bir yıl sonrasına dek olan
dönemde kadınların % 15 inde görülebilen bir rahatsızlıktır. Daha önceki
hamileliklerinden sonra, bu şekilde bir dönem yaşayanlarda yarı yarıya
risk vardır.
Hamilelikte depresyon riskinin en fazla 32 gebelik haftasında olduğu ve
riskin doğum sonrasında sekizinci ayda en düşük düzeye indiği
saptanmıştır. Kişilerin % 60-70 i bir yıl içinde iyileşir. Bireyler
kendilerini akşamları daha kötü hissederler.
Tedavide ilaç tedavisi ile sonuç alınamazsa elektroşok tedavisi
kullanılabilmektedir.
Doğum sonrası depresyonunda riski arttıran etmenler:
Sorunlu evlilikler, sorunlu birliktelikler, kişinin çocukluğunda ya da
gençliğinde ağır sorunlar yaşaması, doğumun uzun sürmesi, çocuğun doğumu,
öncesi ve sonrasında mutluluk veren bir ortamın olmaması, annenin yakın
çevresinin kişiye destek olmaması, adet sorunları, kişinin kadınlığa
bakışı, algılayışı ile ilgili sorunlar önemli risk etmenleridir.
3- Doğum sonrası psikozu:
Yaklaşık olarak 500 kişide 1 oranında görülmektedir. Önceki
hamileliklerinde psikoz tablosu görülenlerde risk 3 kişide 1 e
yükselmektedir.
Uykusuzluk , gerginlik, baş ağrıları, duygusal açıdan aşırı tepkisellik,
huzursuzluk ve gün içinde sıkça dalgalanan bir ruh hali ile başlayabilen
bu durum kendini her tür kötü olayın sorumlusu olarak görme, doğan çocuğun
aslında kendi çocuğu olmadığını , hatta doğumu bile kendisinin yapmadığı,
bebekte bir sağlık sorunu olduğu, ona yeterince bakamayacağı ve acı
çektirebileceği için onu ya da kendini öldürerek acılara son verme
düşünceleri, bebeğini öldürmesi, kurban etmesi yolunda olmayan sesler
duyma gözlenmektedir . Kendilerine zarar verileceği, çevrelerinde olan
olayların kendilerine yönelik olup, özel anlamları olduğu, haklarında
konuşulduğu şeklinde düşüncelerle birlikte olabileceği gibi aşırı neşe ya
da öfke, yerinde duramama, uyumaya gereksinim duymama, kendini çok büyük,
her türlü güce sahip ve önemli bir kişi olarak algılama ve bu yönde sesler
duyup,ona göre davranma gibi varsanı ve sanrı dediğimiz belirtilerle de
seyredebilir. Bazen de nerede olup, ne yaptığını bilememe, yaptıkları ve
yaşadıklarını unutma, hatırlayamadığı kısımları kendine göre uydurarak
doldurma gibi belirtiler konuşulan konu ya da içinde yaşanan durumlara
uygun olmayan yüz ya da diğer vücut dili ile yanıt verme, davranışlarda
yavaşlama veya saldırganlaşma şeklinde olan değişimler gözlenmektedir.
Doğumu izleyen ilk iki hafta içinde başlayabilen bu durum erken dönemde ve
yeterince tedavi edilmezse yıllarca sürebilen, tedavisi zor bir hale
dönüşebilmektedir.
Rahatsızlığın en üzücü tarafı bu rahatsızlıkta hastaların % 4’ünde
rastlanabilen bebeği öldürme davranışıdır. Bu nedenle hastalık kişinin
çevresince önemsenmeli ve dikkatli olunmalıdır.
Tedavide anne ve bebeğin güvenliği açısından hastaneye yatırılma,
emzirmenin kesilmesi ve ilaç tedavisi, tedaviye yanıtsızlık ve ölüm
düşünceleri halinde elektroşok tedavisi düşünülmelidir.
|
|