|
|
Haftalık Yazılar
Aşkın Kimyası:
Beynin belli bölümleri aşkın başlatılması, ilerletilip, doyuma
ulaştırılmasında farklı derecelerde rol almaktadır. Beyin korteksi ( dış
yüzeyi) kişinin duygusal ve cinsel anlamda yaşadıklarından öğrendiklerini
daha sonra kullanılmak üzere depolama işlevini görmektedir. Beynin frontal
korteksi ( beynin ön bölgesini örten beyin dış yüzeyi) kişiler arası
ilişkiler, duygusal ve cinsel seçimlerde ve kişisel eğilimlerde görev
alacak öğrenme işini üstlenmiştir. Bazal ganglion olarak adlandırılan
“accumbens çekirdeği” bir ilişkiyi ya da cinsel işlevi başlatmada ve zevk
alma işlevinde uyarıcı görev üstlenmektedir. Gene buraya komşu “striatum”
bölgesi karşı cinse olan duygusal ya da cinsel çekimi izleyen dönemde
yapılacak hareketleri kolaylaştırma , ilgiyi aktif eyleme dönüştürme
konusunda ön plandadır. Duygusal yaşantılamada en büyük rolü üstlenen
limbik sistem görerek, işiterek, koklayarak ve dokunarak bir takım
hislerin edinilmesinde ve duygusal çekim hissetmede önemlidir. Daha önce
öğrenilen bilgiler ve yeni edinilen izlenimlerin birleştirilmesi gene bu
alanda gerçekleştirilmektedir. Hipotalamus ön çekirdeklerinde erkeklerden
beklenen duygusal ve cinsel davranışlar yönetilir.erkeklik hormonu
“testesteron” ve dopamin adlı bir başka hormon bu sistemi aktive
etmektedir. Hipotalamusun arka çekirdeklerinden kadına özgü cinsel ve
duygusal yaşantılar yönlendirilmektedir.bu sistem de kadınlık hormonu olan
“ östrojen” ve serotonin dediğimiz başka bir hormonca aktive edilir. Son
olarak hipofiz bezi de beyinden çıkan yapılması uygun bulunan
davranışların, hissedişlerin vücudun gerekli organlarına iletilmesini
sağlar.
Testesteron, östrojen, melatonini uyaran hormon , tiroid bezi hormonları,progesteron
ve prolaktin düzeylerinin artışı cinsel çekim ve eylemleri
kuvvetlendirirken; serotonin, dopamin ve GABA denilen hormonların
düzeylerindeki artışlar bu durumu azaltmaktadır.
İçinde büyüdüğümüz ailenin bize etkileri ve oluşan alışkanlıklarımız
yanında toplum içinde karşılaştığımız bazı olumsuz, örseleyici durumlar da
aşkın hissedilişi ve yaşantılanmasına yön vermektedir. Bunlar arasında
ailenin aşırı baskıcı ve kısıtlayıcı yapısı, ailede kişinin kendi
cinsiyetinden olan ebeveyni ile ilişkileri, onu örnek alabilme durumu,
karşıt cinsiyetteki ebeveynin kişiye ve aynı cinsiyetteki ebeveyne olan
yaklaşımı, daha önceleri yaşanılan çeşitli boyutlardaki fiziksel, duygusal
ve en çok cinsel tacizler sayılabilir. Bu durumlarda kişilerde travma
sonrası stres bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, depresyonlar ve
kaygı bozuklukları oluşturup, sinir sistemimize ait hormonel dengeleri
bozarak insanlarla etkileşimi dolayısı ile aşkın kimyasını olumsuz
etkilemektedirler.
Yaşanılan bazı vücutsal sorunlar ve hastalıklar da kişilerle ilişkileri ve
karşı cinsle ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Kişide yaşın ilerlemesi
eğer yetersizlik, pişmanlık ve değersizlik duygularını oluşturursa, kişi
zamanında sağlam dostluklar, doyum sağlayıcı işler yapmışsa, kendisiyle
barışık olduğundan ileri yaşlarda bile aşkı gençlik yıllarındaki kadar
kuvvetli yaşayabilir.
Mevsimlerin etkisi de aşkın yaşanmasında önemlidir. Özellikle bahar ve yaz
aylarında güneş ışınlarının insan hormonel sistemine etkileri aşkın daha
yoğun hissedilmesine yol açar. Bahar ve yaz ayları tüm doğanın
canlanıp,uyanmasına yol açtığı gibi duygusal bakış açımızı da
zenginleştirip, cesaretlendirir. Melanosit denen vücuda renk veren
hücreler, bu aylarda artar, bu da daha çok bu aylarda gerçekleşmektedir.
|
|