|
|
Haftalık Yazılar
Düşünce Şemaları
Gündelik hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe,sıkıntı, çökkünlük ve
öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici duygusal durumların oluşmasına
düşünce şemalarımızdaki bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden
etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o an için rahatlatsın
diye kullandığımız bazı düşünceler alışkanlık haline gelerek, otomatik
olarak kullanılmaya başlanır. Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği,
gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış olmalarıdır. Bunlar:
1-Filtre oluşturma:
Karşılaştığınız durumlar ya da olayların tek bir yönü
sizin için önem ifade ediyor, diğer alanları anlam taşımıyorsa, o
kısımları hesaba katmıyorsanız filtre oluşturmaktasınız. Bazı kişiler
yaşadıkları bir olay başkaları için ne kadar güzel olursa olsun, onun
içinden olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer kişinin
duygusal yapısı çökkünlüğe eğilimli ise kendilerinin küçümsendiği ya da
kayıp yaşantılarını öne çıkarabilirken; öfkeye eğilimliler kendilerine
haksızlıkta bulunulduğunu; endişeli,evhamlı kişilerde kendileri ya da
çevrelerindekilerle ilgili tehdit olarak algıladıkları şeyleri ön plana
çıkarabilirler. Bu durumda bizi rahatsız edebilecek olaylar adeta
mikroskoptan bakar gibi büyür, diğer güzel taraflar küçülür.
Bu durum kendi geçmişimizi düşündüğümüz anlarda da kendini göstermektedir.
Eskileri düşündüğümüzde sadece üzücü, kaygı verici, sinirlendirici ya da
kararsız kaldığımız durumları daha çok hatırlıyor ve diğer anılar çok
kolay bir şekilde aklımıza gelmiyorsa, gene bilinçaltımız aynı işlemi
otomatik olarak yapıyor demektir.
2- Ya hep ya hiç tarzında kutuplarda düşünmek:
Aslında her şeyin iyi ya da kötü özellikleri vardır.
Hiçbir şey sadece beyaz ya da sadece siyah olmayıp , gri ya da lila renk
tonlarındadır. Ying-yang durumu gibi (her siyahın içinde bir beyaz; her
beyazın içinde de siyah bir bölüm olduğu şeklinde uzak doğu felsefesine
ait bir model).
Yani olaylar, insanlar, durumlar ya iyidir ya kötü şeklinde sadece
masallarda görülebilen iki durumda bulunur.
Bu tür bir düşünce temelinde eğer bir şey yeterince mükemmel değilse, o
yetersizdir ve kötüdür. Bu şekilde mükemmeliyetçi bir düşünce yapısı,
kişinin kendisi için belirlediği yüksek hedefler ve niteliklere
ulaşamadığı zaman, kendini başarısız ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu
da beraberinde depresif ve kişinin kendisi ve çevresine eleştirel
yaklaştığı bir duygulanımı getirir.
Bu düşünce yapısında hataya ve olağan olmak kabul edilir bir durum
değildir. Bir tek hata kişinin dünyanın en mantıksız kişisi olduğu
düşüncesini oluşturabilir. Bir kişinin kendine ait bir sıkıntısı
nedeniyle, size yönelik bir unutkanlığı ya da hatası o kişiyi silmenize ve
yok saymanıza neden oluyorsa bu şekilde düşünüyorsunuz demektir.
3- Aşırı genellemeler yapmak:
Karşılaştığınız bir olay nedeniyle, hemen olayın sonucunu bütün hayatınıza
yönelik yargı haline getirip, yetersiz verilerle genelleme yapıyorsanız bu
düşünce şemasını kullanıyorsunuz demektir. Belli bir durumda yaşadığınız
bir olumsuz olay, daha sonra yaşayabileceğiniz benzeri olaylarda da
yaşanacak şeklinde bir düşüncenin oluşmasına yol açabilmektedir. Bunun
eseri olarak bir kişi sizi görmeden yanınızdan geçtiğinde, “bak işte bana
selam vermedi, yeterince bana değer vermiyor, sevmiyor” şeklinde gerçek
olmayan bir düşünceyi oluşturabilmektedir. Sabah karşılaştığınız bir
aksilik “ kötü başladı her şey ve her şey kötü gidecek şeklinde
genellemelere yol açabilmektedir. Kişinin konuşma içeriği sık sık herkes,
hiç kimse,her şey, her zaman, hiçbir zaman gibi ifadelerle doludur. Bu tür
düşünce yapısı ile, kişinin hayatı sınırlanır ve çok küçük çaplı bir
ilişki ağı oluşur.
4-İnsan sarrafı olma ( karşısındakinin ruhunu
okuma):
Başkaları hakkında kolayca fikirler ileri sürerek onların davranışlarının
temeli, amacı ve sonraki hareket tarzları ile kendinizi bağlayıcı kararlar
alıyorsanız bu tarz bir düşünce şemanız var demektir. Bu şekilde
başkalarının hissettikleri, olaylardan etkilenişleri yönünde hipotezler
üretirsiniz. Doğal olarak, bu tarz bir düşünce yapısı kişinin olaylar ya
da kişilere karşı bakışından etkilenmektedir. Yani kendinizde olan bir
takım davranış şekillerini karşınızdakine yansıtırsınız. Karşınızdakinin
düşündüğünü sandığınız şey , aslında sizin düşündükleriniz ve
hissettiklerinizin bir yansımasıdır. Başkalarının yapacağını düşündüğünüz
davranışlar ya da hisler, doğal olarak o kişilerin genel hareket ya da
hissediş tarzı olmayacaktır. Ancak siz onların farklı davranacağını
düşünerek, gereksiz ya da olumsuz tavırlar alabilirsiniz. “ bu durumda
muhakkak kızmış olmalı, benden bunun acısını çıkarır” şeklindeki
yaklaşımlar gibi.
5- Olası en olumsuz temayı senaryolaştırma:

Çok ufak bir durumun sonucunda kişinin o olayın bir felaketle sonlanıp,
olası bir facia haline getirmesidir. Kişi bu nedenle yakınlarından birinin
başına gelen bir sorunun, kendisi ile benzerliği olmasa da kendi başına
geleceğini düşünebilir. Normal vücutsal belirtiler bile bir kanser
habercisi olarak düşünülebilir. Ekonomik olarak sıkıntıya düşen birisi,
eşi ve çocuklarının kendisini terk edeceği ve kimsesiz olarak bir köprü
altında yaşayacağını umutsuzluk içinde hayal edebilir. Bir kaza
geçirebileceği korkusu ile hayatını kısıtlayabilir. Bu kişilerin konuşma
içerikleri “eğer , ya...”gibi sözcüklerle doludur.
6-Kişiselleştirme- sorumluluk sahibi hissetme:
Çevrenizdekilerin söylediklerinden ya da yaptıklarından kendinize yönelik
uygunsuz anlamlar çıkarmanız söz konusudur. Bu yapıyı kullanan kişiler
sürekli olarak, kendilerini çevrelerindekilerle kıyaslarlar. “ben
arkadaşlarım kadar para kazanmadığım için eşim bana böyle davranıyor”
şeklinde düşünüp huzursuz hissedebilirler. Bu kişilerin kendilerine
güvenleri yeterince kuvvetli olmadığından, devamlı olarak kendilerini
olumsuz anlamda başkaları ile kıyaslayıp, olaylardan sorumlu hissederler.
Çevreden gelen her bir uyaranı ( bakış, söz, davranış vb) kendinize
verdiğiniz değerin bir ölçütü olarak görürsünüz.
7-Kontrol odağınızın durumu:
Kendinizi eğer çevresel şartların, etrafınızdakilerin kontrolüne,
olayların akışına bırakıyorsanız, etrafınızdakilerin yörüngesine ,onların
dümen suyuna giriyorsanız kendiniz güçsüz hissedeceksinizdir. Bu durumda
hayatınızda herhangi bir değişim yapamayacağınızı düşünebilecek ve aciz
hissedeceksiniz. Etrafınızdakileri ve dışınızdaki dünyayı da bu durumda
göreceksiniz. Sonuçta olumsuz durumlara düştüğünüzde , bundan başkalarını
sorumlu addedip, onları suçlayacaksınız. Aşırı bir kadercilik düşüncesi
ile bu durumlarla karşılaştığınız için her şeyi sineye çekip, çözüm
yolları aramaya da çalışmayacaksınız. Dolayısı ile kendinizi kurban olarak
algılayacaksınız ve ‘ilahlar kurban istedi’ şeklinde düşünüp, hayal
kırıklığına uğrayacaksınız. Oysa ki hayatınızın dümeninizi elinize alarak,
yaşamınızın tek sorumlusu siz olduğunuzu idrak ederek, kendi kararlarınızı
almakta aktif olsanız hayattan daha çok keyif alabilirsiniz. Yanlış da
yapsanız, deneme yanılma en iyi öğrenme yolu olduğundan, bu deneyim size
çok şeyler öğretecektir.
Bu durumun tam tersinin olması, kontrol odağınızın aşırı derecede sizde
toplanması halidir. Kendiniz aşırı güçlerle donanmış hissedebileceğiniz
için etrafınızdakilerin eylemlerinden kendinizi sorumlu tutar hale
gelebileceksiniz. Kendinizi mitolojideki tüm dünyayı omuzları üzerinde
taşıyan ‘Atlas’ gibi hissedeceksiniz. Bu tarz bir hissediş,
etrafınızdakilerin gereksinimlerine aşırı duyarlı olma şeklinde bir
sınırsızlık hali, her türlü gereksinimleri giderebilecek kadar kendini
adeta tanrı gibi hissetme durumu ve bu ihtiyaçların karşılanması
sorumluluğunun başkasına değil de kendinize ait hissetmenizden
kaynaklanmaktadır. Bu şekilde etrafınızdakileri size muhtaç ve korunması,
desteklenmesi, beslenmesi gereken kişiler olarak algılayacak, onların
yapmaları gereken sorumlulukları üstlenecek, adeta ağır işçilik yapar hale
geleceksiniz. Dolayısı ile etrafınızdakilerin mutluluk, dert ve
sorunlarından kendinizi sorumlu tutacaksınız. Bunların hepsini yapmaya
çalıştığınızda çok yorulup kendi hayatınızı yaşayamayacaksınız. Asıl
yapmanız gerekenleri yapamayıp, ulaşabileceğiniz başarıları
göremeyeceksiniz. Bu kadar bölündüğünüz için, yakınlarınızdan kişi başına
ayırdığınız vakit de azaldığından, yaptıklarınızın yeterli görülmediğini
anlayıp, boşa kürek çekmiş hissedebileceksiniz. Bu kadar koşuşturma içinde
bunları elinizden gelebildiği kadar yaptığınızda mutlu olabilecek ,
sıklıkla da doğal olarak yetişemediğinizde kendinizi suçlu ve mutsuz
hissedebileceksiniz. Bir arkeolojik kazı bölgesinde şöyle bir yazı ile
karşılaşılmış “kendini bil, kendini tanı, sen sadece bir insansın”.
8-Bireysel adalet algısı :

Bireysel ilişkilerinizde size özel, sizin başkalarına ya da başkalarının
size yönelik yapılması gerektiğinizi düşündüğünüz, çok da objektif
olamayabilecek bir takım kural ve yönetmelikleriniz vardır. Eğer
sevgiliniz sizi sevseydi, hep yanınızda olurdu; arkadaşınız gerçek bir
dost olsaydı, size istediğiniz miktarda borç verir hatta hibe ederdi;
benim bu iş yerimde çalışmamı gerçekten isteseler ve bana değer
verselerdi, en yüksek zammı bana verirlerdi, hayat ve insanlar yeterince
adil olsalardı... gibi düşünceler kişinin etrafına yönelik hipotezler
üretmesi, kişiyi mutsuzluğa sürükler. Mutlaka sizin bakış açınız
başkalarının bakış açısından farklıdır. Suyun üzerinden suya bakacak
olursanız dibi çok yakın görürsünüz, oysa gerçek çok farklıdır, suya
daldığınızda yakın gibi gözüken dibi bulamayabilirsiniz. Bu şekilde
düşünerek hareket etmek, kendinizi mutsuz hissettireceği gibi,kişiler
arası sorunlar yaşamanıza da yol açabilir.
9-Duygularınızın doğruluğundan taviz vermemek:
Burada sözü edilen şey, duygularınız neyi söylüyorsa ona körü körüne
inanmanızdır. Eğer kendinizi suçlu, başarısız, değersiz hissediyorsanız
mutlaka öylesinizdir, o tür bir davranış yapmışsınızdır şeklindeki düşünüş
tarzı sizi çökkün hissettirecektir. Kendinizi kızgın hissediyorsanız
muhakkak çevrenizdekiler sizi kızdıracak bir şey yapmıştır şeklindeki gene
bu tarz bir düşünce de etrafınızdakilerle daha da olumsuz şeyler
yaşamanıza yol açabilir. duygularımız düşüncelerimizle el ele
dolaşmaktadır. Eğer herhangi bir şekilde düşünceleriniz mantık
çerçevesinden, gerçeklik ve objektiflikten uzaklaşıyor ise, buna uygun
şekilde hissedersiniz. Sadece mantık ya da sadece duygulara dayanan ilişki
ve evliliklerin yürümeyeceği gibi mantık ve duygular bir arada
yaşamalıdır.
10- Kendinizi değil, çevrenizdekileri değiştirme
düşüncesi:
Etrafınızdakilerin hareket ya da düşüncelerini değiştirebilirseniz,
insanlar sizin mutluluğunuza hizmet edebilir hale gelirler şeklinde komik
olacak ama biraz emperyalist bir bakış açısı insanlarla aranıza aşılması
güç Berlin duvarları örebilir. Benzer bir şekilde bulunduğunuz yeri
değiştirirseniz sorunlardan kurtulabileceğiniz düşüncesidir. Aslında
değiştirmeniz gereken ve değiştirebileceğiniz şey sadece sizin kendi
düşünüş ve davranış şekillerinizdir. ‘İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına
batır’ diyen atasözünde olduğu gibi, önce biz kendimizi düzeltmeliyiz.
Başkalarını kendi kafamızdaki şekle uydurmak için baskı, şiddet, tehdit,
ısrar, duygu sömürüsü elbette ki geri tepecektir. Bu davranışları gören
kişi yeterince kuvvetli olmasa bile, Gandi gibi pasif direnişle kendi
haklılığını gösterecektir. Tüm ilgi odağınız bu tarz bir düşünüş yapısı
ile, çevrenizdekilere yönelecek dolayısı ile kendi kişiliğinizi
geliştiremeyecek ve bilgeliğe giden yolda kazalar yapmanıza yol açacaktır.
Unutmayın mutluluğunuz sadece size bağlıdır, başkalarının davranışlarına
değil.
11-Önyargı ile çevrenizdekileri sınıflamak:
İnsanların sizi rahatsız eden bir özelliği nedeniyle onları yaftalamak
onlarla ilişkileriniz bozacaktır. Sizinle tanışmamış bir kimsenin sizinle
konuşmaması onu soğuk bir kişi yapmaz. Aynı şekilde iş yerinizdeki bir
üstünüz işinde titiz bir insansa, bu onun insafsız, acımasız bir insan
olduğunu da göstermez. İnsanları yeterince tanımadan, kendinizi onların
yerine koyarak empati yapamadan davranırsanız, hatalı sonuçlara
ulaşırsınız. Elbette ki, bu görüşlerinizin bir bölümünde haklı
olabilirsiniz ancak her insanın olumlu yönleri olabildiği gibi olumsuz
yönleri de vardır. Bunları göremezseniz onları sevebilme ve yakın
hissedebilme olanaklarınızı harcamış olursunuz. Bu da sonuçta ilişki
çemberinizin daralıp, yalnız kalmanıza ve bir takım güzel şeyleri
paylaşarak mutlu olmanıza engel olacaktır. Bir patron “ bana çalışırken
kahkaha atacak adam bulun” demiş. Çalıştığınız yerden mutlu olmaya
çalışırsanız verimli olursunuz.
12-İnsanları günah keçisi haline getirip, suçlu
aramak:
Kişiler eğer kendi sorumluluklarını yerine getirmez ve sonuçları nedeniyle
sıkıntı yaşarlarsa kolayca suçlanacak birisi olduğunu bilmek onları kısa
bir süre için rahatlatabilir. Bu şekilde kendi sorumluluğunuzda olan bazı
şeyleri hatası olmayan kişilere yıkarak, ilk planda rahatlayabilirken,
uzun erimde etrafındakilerle ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğundan
mutsuz olacaktır. Siz üzerinize düşen incelemeyi yapmadan, gerekli seçme
şanslarınızı kullanmadan, istekleriniz yeterince dile getirmeden, yeri
geldiğinde hayır demeden bir takım davranışlarda bulunursanız, bunu
izleyerek karşınıza çıkan olumsuz sonuçlar nedeniyle çevrenizdekilerin
size kötülük yaptığını, düşmanca davrandığını, haksızlık yaptığını
düşünebilirsiniz. Bazı durumlarda sorumluluk almamak için yorgun ,bitkin
hissettiğini öne sürebilirler. Bu durumlarının fark edilmeyerek
kendilerinden sorumluluklarını yerine getirmeleri istendiğinde,
çevrelerini durumlarını anlamamakla öfkelenerek suçlayabilirler. Halk
arasında “hem suçlu, hem güçlü” denen tarzda bir davranış şekli ile
zeytinyağı gibi üste çıkabilirler. Alışveriş yapan kişi, aldığı malı
kendisi seçmektedir. Aldığı mallar arasında bozuğu ayıklamaz, ayırmazsa
suçun büyük bölümü kendine aittir. Temelde yatan şey sorumluluk alıp, bu
sorumluluğu yürütebilecek kararlı, dengeli özgüvene sahip olamamaktır.
Unutmayınız ki her zaman haklı olamazsınız.
13-Kalıplaşmış mutlaka-asla düşünce yapısı:

Bu düşünce yapısında aşırı derecede, olması ya da olmaması gereken belirli
hareketler ve kurallar silsilesi vardır. Bu kurallar Hammurabi kanunları
gibi kesin nitelikler taşır ve tartışılamaz. Duygularımı daima kontrol
etmeliyim, asla yanlış yapmamalıyım, adeta bir granit gibi sürekli güçlü
olmalıyım gibi.Bunlardan en ufak bir taviz bile verilmemesi gereklidir o
kişiye göre. Bu nedenle sizin kurallarınız, düşünüş, giyim tarzınız vb.
özelliklerinizin dışında hareket eden kişiler tahammül edilemez, sıkıntı
uyandıran kişiler haline gelir. Onlar size göre ötekidir, yabancıdır,
zarar vericidir. Bu düşünce tarzına göre her şey tek tip , bir örnek
olmalıdır. Çok sesliliğe tahammül yoktur. Böyle düşünerek hayatınızı
kısıtlarsınız, başkalarından bir şeyler öğrenemezsiniz. Sürekli olarak
yapmalı-yapmamalı,olmalı-olmamalı dersiniz. Kendinizi geliştiremez ve
kendinizi sevemezsiniz, her şeyi görev haline getirirsiniz. Kendinizden
çok fazla şeyler bekleyerek, rahat edemezsiniz. Etrafınıza karşı
hoşgörünüz azaldığı gibi, kendi hareket serbestinizi de kısıtladığınız
için mutsuzluğa giden yolunuzu kendiniz açarsınız.
14- Kendini doğruluk abidesi olarak görme:
Devamlı olarak, kendi fikirleri ve hareket tarzının haklılığını,
doğruluğunu, gerekliliğini ispata yönelik bir savunma davranışı içinde
olmanızdır konu edilen düşünce şeması. Farklı görüşler sizi
ilgilendirmemekte, sizin için önemli olan şey, fikirlerinizi
değiştirilemez şekilde koruyup, çevreye ifade etmeye çalışmaktır. Hata
yapmadığınıza inanırsınız ve bu nedenle farklı bakışları onların
yanlışıdır aslında.
Halk arasında “sabit fikirlilik” olarak bilinen bu durum, esnek olmayan
bir düşünce yapısıdır ve kişinin gelişime kapalı olması sonucunu getirir.
Görüşleri babadan oğula geçen bir tarzda ,onlarla benzer kalıplar
şeklindedir. Bireysel düşüncelerinize uymayan , diğerlerinin daha mantıklı
olan savlarını destekleyen bulgular yok sayılıp, hesaba katılmaz.
Başkalarının düşünce, his ve davranışlarını objektif olarak tartamadan,
kişinin kendisinin hep bir şeylere hakkı olduğu şeklindeki algıları
çevreleri ile sorunlar yaşamalarına neden olur. Kişiler daima kendilerini
merkez alır, hep “nalıncı keseri” gibi düşünsel açıdan durumları kendi
taraflarına yontarlar. “haklıyım çünkü...; bu benim en doğal hakkım”
şeklinde konuşurlar.
15- Ödüllendirilme beklentisi:
Bu düşünce şeklinde insanlara ve çevreye karşı öylesine özverili
olacaksınız ki, insanların gözünde çok yükseklere çıkacaksınızdır. Sürekli
gerekli gereksiz fedakarlıklarda bulunurlar. Bu şekilde hareket edip, daha
iyi bir karşılık bulma , daha çok sevilme ve ilgi görme beklentisinde olan
kişiler yüksek beklentilerine uygun bir karşılık göremediklerinde hayal
kırıklığına uğrarlar ve insanları nankör, soğuk kişiler olarak
görebilirler. Bu tür ödüllendirilme beklentisi ile hareket etmek kişilerde
başkaları üzerinde bir takım haklar sahibi oldukları yönünde haksız bir
bakış açısına sokabilir. Bu da kişinin çevresi ile ilişkilerinde sorunlar
yaşayıp, mutsuz olmasını getirmektedir.
|
|