|
|
Haftalık Yazılar
Kişilik ve kişilik bozuklukları:
Bir kişiyi başkalarından farklı kılan düşünsel,
duygusal, ruhsal ve bedensel özelliklerin tümüne kişilik adı verilir. Bu
ayırt edici özellikler içine alışkanlıklar, algılamalar, davranış
tarzları, olaylara ve çevreye bakış açıları girmektedir. Karakter ise her
ne kadar kişilik ile eş anlamlı gibi kullanılsa da , kişiliğin yaşanılan
toplumun sosyokültürel değerler ile yorumlanarak , bu yargılarla
değerlendirilmesi anlamına gelmektedir.
Kişilik incelemelerine ait tarihteki ilk kayıtlar I.Ö. 3. yüzyılda eski
Yunanda Theophrastus’a dek uzanmaktadır. Modern tıbbın gelişmesi ile
birlikte kişilik bozuklukları 1801 yılında Pinel tarafından diğer
psikiyatrik bozukluklardan ayrı bir sınıf olarak incelenmeye başlanmıştır.
1907 yılında Pierre Janet ve bir yılsonra Freud histeri ile birlikte
görülen psikolojik durumlar üzerine çalışmalar yapmışlardır. 1960 lı
yıllarda kişilik bozukluklarının çocukların doğumdan itibaren aileleri ile
olan ilişkileri sonucu şekillendiği düşünülmeye başlamıştır.
“ Kardeşim sürekli olarak evde oturuyor, hep tek başına, hiç arkadaşı yok,
eve misafir gelse hemen odasına çekiliyor, kitap okuyor” , kocam çok
sinirli, aniden sinirleniyor ve o an ne yaptığını bilmiyor, hızla araba
kullanıyor, geçenlerde bu nedenle bir tartışmaya sebep oldu ve karakola
gitmek durumunda kaldık” ya da “ kız arkadaşım sürekli olarak beni arıyor,
onu sık sık aramazsam çok sinirleniyor, her anını beraber geçirmemizi
istiyor, aksi halde bir çocuk gibi ağlıyor, küsüyor ve bayılıyor” .
kuşkusuz bu ve bunun gibi örnekleri duyuyoruz ya da tv den izliyoruz. Bu
gibi durumlar o kişinin çevresinde olan bizleri üzüyor, çaresiz bırakıyor
ve o kişiyle olan ilişkilerimizde bozulmalara, sonrasında da bu durum
nedeniyle kendimizi kötü hissetmemize yol açıyor.
Yukarıda çok kısa bir şekilde söz edilen ve kişilik bozuklukları grubuna
giren durumlar kişilerin kendilerini ve çevrelerini değerlendirmeleri,
hissetmeleri ve olaylara bakışlarındaki bir takım uygunsuzluklar nedeniyle
, çevreleriyle ilişkilerinde sorunlar yaşayıp, tüm yaşam boyunca
işlevselliklerinde bozulmalarla birlikte, sıkıntı ve gerilim içine
girdikleri süreçlerdir. Bu durumdaki kişiler çevrelerindeki kişilere de
rahatsızlık vermektedirler. Bu sorunu yaşayan bireyler davranışlarının
başkalarını ne kadar rahatsız ettiklerini anlayamazlar, kendilerini
başkalarının yerine koyamazlar. Öfke kontrolleri bozuktur. Başkalarını
kıskanırlar. Kendileri ne olursa olsun her şeyden önce gelmektedir.
Fikirleri genellikle değişmez niteliktedir.Oluşan sorunlar ve günlük
stresler karşısında zayıf olan benlik saygılarını koruyabilmek için,
devamlı olarak başkalarını suçlayıp, hatanın kendilerinde olduğunu kabul
etmezler. Bu bireyler evliliklerinde, iş ve sosyal hayatlarında
yaşadıkları sorunlar nedeniyle sık iş değiştirebilirler. Evlilikleri
fırtınalı bir denizdeki küçük bir tekne gibidir. Sürekli olarak tekne
dalgalara batar ve çıkar . Genellikle de bu evlilik ya da birliktelikler,
teknenin yalçın kayalıklara çarparak parçalanması ile son bulur. Bu
durumlarda depresif dönemler yaşayabilir, panik atakları yaşayabilirler,
sebebi aslında psikolojik olan vücutsal yakınmalar ( bayılma, ağrılar,
uyuşmalar gibi) geliştirebilirler.
Suç işleyen kişilerde % 70-80 oranında alkol bağımlılarında % 60-70,
uyuşturucu madde kullananlarda % 80- 90 oranında kişilik bozukluklarına
rastlanmaktadır. Ayrıca bazı tip kişilik bozuklukları eşini, çocuğunu ya
da başkalarını yaralayıp, öldürenlerde, terör eylemlerine katılanlarda
yaygın olarak rastlanmaktadır. Bu kişiler intihar saldırılarına
katılabilmekte ya da intihar edebilmektedirler.
Toplumda yaklaşık olarak % 10 oranında görülmektedir. Daha çok düşük
sosyoekonomik düzeydeki kişilerde ve düzenli bir yaşam şeklinin olamadığı,
çevresel ilişkinin bozuk olduğu ortamlarda sık olarak gözlenmektedir.
Psikiyatri kliniklerine muayene için başvuran kişilerde % 30-40 oranında
görülmektedir.
Genellikle erişkinliğe geçiş yıllarında teşhis edilmekle birlikte,
çocukluk yıllarında bile sorun kendini gösterebilmektedir.
Kişilik bozuklukları olarak adlandırdığımız psikiyatrik sorunlar paranoid,
şizotipal, sınır kişilik (borderline), antisosyal, şizoid, obsesif-kompulsif,
histrionik, bağımlı, narsisistik, kaçıngan olmak üzere 10 alt sınıfa
ayrılarak incelenmektedir. Her birinin ayrı davranış şekilleri ve farklı
düşünce yapıları bulunmaktadır. Tedavide ilk planda önemli olan güven
uyandıran bir iletişim başlatarak, kişinin başkalarına karşı kullandığı
uygunsuz savunma mekanizmaları ve düşünce tarzını ( düşünce şemaları)
kendisinin görmesi sağlanarak, bunları daha olgun şekillere değiştirmesini
sağlamaktır.
Bu kişiler kendilerinde bir sorun görmedikleri için, daha çok aile ve
yakınlarının zoru ile tedaviye getirilmekte, ancak değişime isteksiz
oldukları için tedaviyi yarıda kesmeye eğilim göstermektedirler. Tedavide
bilişsel- davranışçı tedavi ve aile terapisi kullanılmaktadır.
|
|