|
|
Mitoloji ve Psikiyatri Yazıları
Gök ve Yer'in Mücadelesi
Eski Anadolu mitolojisine göre, evren yaratıldıktan sonra, Gaia ( yer)
meydana gelmiş. Bundan da daha sonra Uranos (gök) oluşmuş. Ancak dünya o
kadar büyükmüş ki, yaşayacak çok daha fazla varlığa ihtiyaç varmış. Bunun
için, yer ve göğün kendilerinden sonra gelecek nesilleri oluşturmak için
birleşip, çoğalmaları gerekiyormuş. Ancak Uranos, garip bir şekilde doğan
çocuklarının gelecekte kendine kötülük yapacağından korkarak, onları
doğuran Gaia’nın karnına (yani toprağın derinliklerine) geri itiyor ve
onları yerin dibine gömüyormuş. Gaia bir süre sonra, buna dayanamaz hale
gelmiş. Başlangıçtaki yalvarmaları daha sonra çaresizlik ve garip bir
tepkisizliğe, bunu izleyerek içten içe bir nefrete, sonunda da ani bir
öfkeye dönüşmüş. İçinden demiri çıkartmış, onu işleyip çelikten bir tırpan
haline getirmiş. Gizli saklı doğurduğu çocuklarına niyetini açıklamış.
Çocuklarından Kronos anneleri Gaia’ya yardım ederek, zalim Uranos’un
hayatına son vermişler. Gelin görün ki, zalim Uranos’un oğlu olan Kronos
da kendi çocuklarının kendisine zarar vereceğinden korkarak, kendi
çocuklarını doğar doğmaz yermiş. Korkunun ecele faydası yok, tarih kendi
kopyasını oluşturmuş ve Zeus da babası Kronos’u yoketmiş. Ancak Zeus
hastalıklı korkulara sahip olmadığından, kaba kuvvet kullanmamış ve
etrafındakilerle barışık bir hayat yaşamış.
Çoğunlukla her türlü kıskançlık ve şüphenin altında özgüven eksikliği
yatar. Kişi kendisinde algıladığı bir eksiklik ya da olumsuzluk nedeniyle,
etrafındakilere karşı öfke ve düşmanlık hisseder. Ancak bu düşmanlık
hissinin temelsiz bir şekilde kendisinde varolduğunu kabul etmek, haksız
ve tek yönlü bir algı şeklinde benimsenemeyeceğine göre, “onlar bana
düşmanlık besliyor” şeklindeki gerçekçi olmayan, ama benlik tarafından
kabul edilebilecek hale dönüştürülür. Psikiyatride savunma mekanizmaları
arasında “yansıtma” (projeksiyon) olarak bilinen bu düşünüş şekli,
paranoid kişilik bozuklukları ve sanrısal bozuklukların temelini
oluşturur. Genel olarak çocuklarına, eşlerine, astlarına ve çevrelerine
kaba kuvvetle davrananların mutlaka kendilerine yönelik yoğun bir
güçsüzlük hisleri ve aşağılık kompleksleri vardır, kendileri ile barışık
değillerdir. Ancak kalem kılıçtan; beyin bilekten üstündür.
Nesillerin gelişmesi , kendinden öncekilerden daha çok çaba göstermek ve
gelişmelere açık olmaya bağlıdır. Eğer herşeyi ebeveynlerinizin doğruları
ile kabul ederseniz, onların üzerine birşeyler koymazsanız , size verilen
aklı yeterince kullanmamış, dolayısı ile görevinizi yapmamış olursunuz.
Aklını kullanmayıp, sorgulamadan kabul edenler, aklını kullananlarca
altedilir. Bu sondan korkanlar, fiziksel kuvvet kullanır, ancak bu da
sonucu değiştirmez.
Kişiler eğer uzun bir süre yoğun baskı ve zulüm altında kalırlarsa,
kendilerinden beklenmeyen davranışlar gösterebilirler. Bu davranışlar
arasında olağan kişiliğinden farklı olarak çevreye ve kişilere zarar
vermek de sayılabilir.

|
|