|
|
Mitoloji ve Psikiyatri Yazıları
Tarihteki ilk güzellik yarışması ve yaşadığımız
sınavlar
Tanrılar bir gün Olimpos dağında bir ziyafet sofrasındalarmış. Ares’in
arkadaşı olan Eris ( Nifak) uzlaşmama, sorun çıkarmanın timsaliymiş.
Herkesin gülüp eğlenmesini fırsat bilerek, dikkatlerin dağıldığı bir anda,
göz önünde bulunmayan Eris , ortalığa nifak tohumlarını saçmak için
planını yürürlüğe koymaya karar vermiş. Bir elma alarak, üzerine “en güzel
tanrıçaya” şeklinde bir yazı yazarak ortaya atmış. Tabii ki sonuç felaket.
Birbirinden güzel üç kadın bu payeye sahip olmak istemiş ve bunu
belirlemek için tarafsız bir hakeme gereksinim duyulmuş. Zeus bu durumda
karısı Hera , kızı Athena ve denizdeki bembeyaz dalgalardan doğmuş olan
Afrodit arasında kalmış. Yani tipik bir aşağı tükürse sakal, yukarı
tükürse bıyık vakasıymış durum. Bu nazik durum karşısında Zeus akıllıca
hamleyle ateş topunu başkasına atmış. “Gidin, Ida dağında ( Edremit
körfezinde bulunan Kazdağları) yaşayıp, sürülerini otlatan çoban Paris’in
yanına. O bu soruna bir çözüm bulacaktır.” Çoban Paris Truva kralı
Priamos’un oğluymuş (dikkatinizi çekerim kralın oğlu yani prens çobanlık
yaparak sorumluluk üstlenmeye hayatın neresinden başlıyor) . Paris çok
zorlanarak da olsa kararını vermiş. İlk güzellik yarışmasının birincisini
Afrodit olarak ilan ederek, elmayı ona vermiş. Diğer birbirinden güzel iki
rakip bu duruma hiç haset etmemiş. Birbirlerine saygı ve sevgi ile
sarılıp, Afrodit’i kutlamışlar. Afrodit’in gülümseyen sevgi dolu bir
bakışı ile sadece Olimpos’taki tanrılar değil, insanlar ve hatta tüm doğa
bile sıcaklık ve neşe hissetmiş, çiçekler açmış, insanlar onun
gülümsemesini sevip, taklit ederek birbirleriyle selamlaşmışlar. Hayata
tebessüm ederek bakmanın kendilerini nasıl mutlu kıldığını ve
rahatlattığını, bu sayede başarılı, kendileri ile barışık , aranılan
kişiler olabildiklerini görmüşler. Her insan farklı bir yönü ile güzeldir.
Bunu keşfedebilen kişiler mutlu hisseder.
İnsanlarla sıcak , dostane ilişkiler kurabilmenin ilk yolu kibir, haset,
bencillik duygularından uzaklaşabilmektir. Birbirimizin haklarına saygı
duyarak, sınırlarımızı bilerek, kendimizi karşımızdakilerin yerine koyarak
, sevecen davranmak ve bunu en azından tebessüm ederek göstermek ana
koşuldur. Böylece pozitif enerji yayarız çevremize. Ve böylece daha mutlu
bir toplum oluruz.
Katıldığımız her sınav ya da seçim, aslında bizi daha iyi ve daha olgun
yapar. Her sınava başkaları ile yarışmak için değil, kendimizin en iyisini
sergilemek ve gösterdiğimiz gelişmeyi fark etmek için girmeliyiz, aksi
halde diğerleri hep çarpıştığımız düşmanlar haline gelir. Daima birileri
bir şeylerde bizden daha iyi olacaktır, daha az iyiler olduğu gibi. Ancak
sonuçta her sınav bize bir şeyler öğretir. Bir sınavı kazanamayan aynı
konudaki ya da farklı bir konudaki başka bir sınavı kazanabilir. Her
sınavdan sonra , bizden daha iyi olan kişilerin neden daha iyi olduklarını
öğreniriz. O sınavlara hazırlanırken çektiğimiz sıkıntılar sonrası gelen
başarılar sonucu o konudaki yeterliliğimizi anlar, özgüvenimizi
geliştiririz. Aslında hayatımızın her aşamasında çeşitli sınavlardan
geçeriz, okulda, iş hayatımızda, sosyal ilişkilerde, evlilik hayatımız ,
çocuklarımıza verebildiklerimizle. İleri yaşa geldiğimizde geriye bakınca
“evet, doğru yaşadım, doğru insanlar yetiştirdim, eserler bırakabildim,
iyi ki yaşamışım” diyebiliyorsak, kullandığımız “keşke” sözcüğü çok fazla
değilse, geçmiş yıllar için pişmanlık duymuyorsak sınavı kazanmışız
demektir. O durumda yarışma amacına ulaşmıştır. Yarışmayı tamamlamışızdır,
zor bir maratonu bitirmeyi başarmak gibi. Çoğunuzun bildiği bir sözü
hatırlatayım “doğduğunda sen ağlıyordun , herkes gülümseyerek sana
bakıyordu, öyle bir hayat yaşa ki sen öldüğünde herkes ağlasın ve sen
onlara ve geçmişe gülümseyerek bak.

|
|