|
|
Tarihteki Önemli Kişiler ve Psikiyatri
Evhanımı olmak bilim adamı olmaya engel olamaz- Melanie Klein;
1882 yılında Viyana'da doğmuş olan Klein, diş hekimi bir babanın
kızıdır. Doktor olma isteğine karşın, genç yaşta evlenip, çocuk sahibi
olmuştur. I.Dünya Savaşı öncesi yerleştikleri Budapeşte'de psikanalize
ilgi duyarak, Ferenczi'nin etkisiyle çocuklara psikanaliz uygulamaya
başlamıştır. 39 yaşında davetli olarak gittiği Berlin Psikanaliz
Enstitüsü'nde beş yıl kalarak bu konudaki tekniğini geliştirmiştir. 43
yaşındayken Salzburg'da bu konuda yapılan bir kongrede dikkatleri üzerine
çekerek, E.Jones tarafından İngiltere'ye davet edildi ve Londra'ya
yerleşti. 52 yaşında iken kuramsal açıklamalarında yetişkin hastalar
üzerinde yaptığı gözlemlerden de yararlanmaya başlamıştır. Freud'dan sonra
psikanalizin en etkin kuramcılarından olmuş ve "nesne ilişkileri" ekolünün
kurucusu olmuştur. 1960 yılında 78 yaşında iken hayata gözlerini
yummuştur. Agresyon, nefret, sadizm ve benzeri
durumları anlamada ölüm dürtüsünün merkezi rol oynadığını savunmuştur.
Bunların ölüm dürtüsünün türevleri olduğunu düşünmüştür. Ona göre çocuk
doğumdan getirdiği ölüm dürtüsü türevlerini anneye yansıtır. Bu durumda
anneye yüklediği "kötü" imajından dolayı, onun tarafından saldırıya uğrama
korkusuna düşer. Bu şekilde geliştiğini belirttiği duruma "persekutuar
anksiyete" (zarar görme kaygısı) adını vermiştir. Bu kaygının oluştuğu
dönemde çocuk için herşey (anne ve çocuğun tüm çevresi) iyi ve kötü olarak
ikiye ayrılmıştır. İlerleyen gelişim aşamalarında çocuk anneye hem olumlu
hem olumsuz özellikleri yüklemeyi öğrenir. Anneyi olan tüm yeterli ve
yetersiz özellikleri ile kabul etmeyi öğrenmeye çalışır. Klein çocuklarla
ilgili çalışmalarında çocukların oynadıkları oyunlar ve bunların sembolik
rollerini çalışmalarında kullanmıştır.
İnsanlar genellikle bir anda iki işi bir arada
yapmakta zorlanırlar. Elbette bu da bir alışkanlık sorunudur. Ancak, bazen
aileler çocuklarına "kızım, ders çalış bırak müzikle uğraşmayı" ya da
"oğlum bırak top oynamayı ve derslerine bak" derler. Oysa ki bir insan bir
konuda başarılı ise, başka konularda da başarılı olmaktadır genellikle.
Akıllı ve dengeleri kurabilen kişiler, "bir koltukta iki karpuz taşımak"
deyiminde olduğu gibi farklı alanlarda aynı zaman dilimlerinde başarılar
kazanabilirler. Kültürel zenginlik sadece ders çalışmakla sağlanmaz.
Kendimizle gurur duyabilmemiz için başka alanlardan da beslenmemiz
gerekir. Evhanımı olan Melanie Klein da içinde sönmemiş olan öğrenme ve
üretme isteğini azmi ile körüklemiştir. Çocuk sahibi olmak da üretmemek ve
yeni şeyler öğrenmemek için mazeret değildir. Ev
hanımlığı ya da emeklilik gibi dışarıda çalışılmayan (aslında her iki
durum da çok yorucu ve zor durumlardır) hallerde, insanlar kendilerini
bırakmamalı, içlerindeki çocuğun öğrenme çığlıklarına kulak
kabartmalıdırlar. Yapamayacağımız iş, aşamayacağımız engel yoktur,
kendimize ait olumsuz önyargılardan başka. Evhanımları ve emekliler
çocuklarına ve torunlarına örnek olmak için ve kendilerini
geliştirebilmelidir. Sosyal faaliyetler, çok çeşitli kurslar ve sportif
aktivitelerle kendilerini zihnen ve bedenen canlı tutmalıdırlar. Aksi
halde beyin hücreleriniz ve tüm vücudunuza ait organlar yavaş yavaş sizi
yarıyolda bırakacaktır.
Aşırı kaderci olmak da, kendimize uyguladığımız
en büyük ihanetlerdendir. İsteğimiz dışında bir takım şeyler ters
gidebilir. Ancak ebeveyn ve insan olarak görevimiz rüzgarda köklerimizle
yere sarılarak, sürüklenmemektir. Hiç birimiz sandığımız kadar zayıf
değiliz. Sadece kendimizi negatif şartlanmalarla, uygunsuz çıkarımlarlarla
yıldırmayalım.
Hiç bir şey insanın kendisine acımasından,
umutsuzluktan kötü olamaz. Hangi meslekte, hangi yaşta olursak olalım
içimizdeki çocuklu ve gençlikten kalma cevheri ortaya çıkarmalıyız. Öyle
ki torunlarımız bize "süper babaanne, seni çok seviyoruz" diyebilsinler
|
|