Psikiyatrist Net  | Biz Kimiz  | Neredeyiz  | Anlaşmalı Bankalar  | Ziyaretçi Defteri  | E mail | A Z İndex |       
 

Ana Sayfa                                                                                     Psikiyatrist Net A-K   I  Psikiyatrist Net L-Z   I  Psikiyatrist Net Testleri        

  Beethoven
  Mahatma Gandhi
  Mozart
  Wright Kardeşler
  Tarık bin Ziyad
  Van Gogh
  Dostoyevski
  Theodora
  Moliere
  Tolstoy
  Kepler
  Isaac Newton
  Madam Curie
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Tarihteki Önemli Kişiler ve Psikiyatri

Moliere ve mizahın hayatımızdaki yeri: 

 
  Jean -Baptiste Poquelin asıl ismidir.Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1622 yılında Paris'te doğmuştur. Babası kralın döşemecisi ve mobilyacısıdır. İyi bir öğrenim görmüş ve Orleans Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat olmuştur. 20 yaşında babasının işini devraldıysa da, bir süre sonra bir oyuncular topluluğu kurarak ve tiyatro topluluğunun yöneticiliğini üstlenmiştir. Grup Paris'e yerleştiyse de başarı kazanamamıştır. Tiyatrosu iflas edince, borçlar nedeniyle cezaevine girmek zorunda kalmıştır. Sadece belli bir sosyokültürel gruba yönelik değil, sokaktaki insana da hitap edebilmiştir. 23 yaşında iken grubuyla birlikte Paris dışına çıkarak, on üç yıl o şehir senin bu şehir benim dolaşmıştır. Bu dönemlerde kolay anlaşılır, daha hafif ve her zaman karşılaşılabilir tanıdık tiplemeler (kurnaz hizmetçi, dalavereci uşaklar, aldatılan koca gibi) kullanmıştır. 31 yaşında Conti prensinin hizmetine girerek, İtalyan komedilerinin uyarlamalarını oynamıştır. 33 yaşında iken ilk komedisi olan "Şaşkın"ı , sonra "Küskün Aşıklar"ı yazdı. 36 yaşında Paris'e dönerek, ekibiyle birlikte bu kente yerleşti. Ekibi "Kralın Kardeşleri Topluluğu" adını almıştır. Kendi türünün ilk örneği olan "Gülünç Kibarlar" bir modanın ve güncel bir yaşantının yergisi niteliğinde olup, büyük bir başarı kazandı. 40 yaşında evlenip mutsuz bir evliliği olan üstadın, 2 yıl sonra doğan çocuğu da kısa bir süre sonra ölmüştür. Aralarında "İnsandan Kaçan", "Kibarlık Budalası", "Bilgiç Kadınlar" ve "Hastalık Hastası"da dahil otuz iki oyun yazdı. Bu oyunlardan on üçünün danslı ve müzikli olma gibi önemli bir özelliği vardır.Sadece yazar olmayıp, tiyatro ve topluluğunun yöneticisi olarak da çalışmaktaydı. İşini o kadar sevip titizlikle yaparmış ki, oyuncularının oyun sırasında ufak mimiklerine bile müdahale ettiğinden bahsedilir. 43 yaşında kralın himayesine girdi ve topluluğu " Kralın Topluluğu" adını aldı. Bu dönemde saray çevresine de hitap edebilmek için saray şenliklerinde sıkça kullanılan bale,dans ve müziği de oyunlarına dahil etmiştir. Bu Moliere'in tiyatroya getirdiği en büyük yeniliklerdendir. Soylulara sataşmaktan korkmayan Moliere, eserlerinde alaya aldığı pek çok meslek grubu tarafından, şiddetle saldırılara uğradı. Öyle ki sahte dindarlara yergide bulunduğu "Tartuffe" adlı eseri ilk temsilinden sonra oynanma iznini beş yılda alabilmiştir. Eserlerinde güç için soylularla mücadele eden burjuva grubuna karşı da eleştiriler vardır. Buradaki yergiler özellikle sınıf atlama çabasının getirdiği, kendi sosyal grubundan çok, yabancı olduğu üst bir sınıfı taklit etmeye çalışan kişilerin dramatik görünümüne odaklanmıştır. Giderek sağlığı bozulmaya başlamış, 51 yaşında iken sahnede hastalanmış ve o gece hayata gözlerini yummuştur. Daha önce eserlerinde alaya aldığı din adamları ona cenaze töreni yapmaya yanaşmadıysa da, kralın ısrarı ile mezarlığa gece gömülmesi sağlanabildi. 19 yıl sonra adına bir mezar yapılması sağlanabilmiştir.

  Komedi Moliere ile o döneme dek ulaşamadığı başarıları gördü. En büyük başarısı komediyi günlük hayatın içine çekerek, varolan sorunlara duyarlı ve etkin bir hale getirmesidir. Hayata mizahi bir bakış açısı ile bakabilmek, gündelik hayatta karşılaştığımız sorunlara karşı ayakta durabilmek ve mücadele edebilme bilinci içinde olanların kullanabileceği olumlu bir savunma mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır.

  Günlük yaşantımızda kimi zaman sıkıntılı, kimi zaman hüzünlü durumlarla karşılaşırız. Bu durumlara bazen öfkeli, bazen kanıksamanın getirdiği umutsuzlukla yaklaşabiliriz. Kendimizi ve çevremizdekileri suçlayarak olaylara olumsuz bir bakış açısı ile bakabiliriz. Sonuçta bu olaylar bu bakış açıları ile bize zarar verir hale gelebilirler. Kendimizi acımasızca yermek, küçük görerek hırpalamak kendimize uyguladığımız cezalar arasında sayılabilir. Bu başkalarına karşı da uygulanabilir ve bazen haklıyken haksız duruma düşeriz verdiğimiz tepkilerle. Kendimizi eleştirmemiz elbette ki bizi olumluya götürebilecek bir yaklaşımdır. Ancak bunun amacı üzüm yemek değil de bağcı dövmeye dönüştüğünde,kendimizi ve çevremizi amaca yönelik olmayan gereksiz bir hırpalama içine sokarız. Bu yapıcı olmadığı gibi, tam tersi yıkıcı hale gelir. Amaca hizmet etmeyen hiçbir hareket de uygun sonucu doğurmaz.

  Kendimizle ve çevremizle tatlı bir üslupla dalga geçmeliyiz. Bu şekilde kendi kusurlarımızla barışmış oluruz, başkalarının davranışlarını da onların kabul edebileceği bir hale sokabiliriz. Böylece olayların bizi olabileceğinden daha az bir ölçüde etkilemesini de sağlayabiliriz. Yaptığımız yanlışlar bu şekilde kabullenilebilir olup, düzeltilebilir hale gelir. Yanlışlarımızı ya da eksikliklerimizi başkalarından duyduğumuzda da, bunlardan kendimiz de haberdar olduğundan aşırı tepki ile karşı koymayız. Günlük hayatta karşılaştığımız hiçbir şey mükemmel değildir. Mükemmel değil diye saldırmak yerine, olayları ve insanları ne kendimizi ne başkasını yerin dibine batırmadan alaya almak bize daha az zarar veren, hatta farklı çıkış noktaları bulabileceğimiz bir yaklaşım olur. Bu şekilde öfkeli bir yüz ifadesi yerine, bıyık altından gülümseyerek bakabileceğimiz bir yapıya kavuşabiliriz.

  Mizahi bakış açısına sahip olabilmek için, mizah türünden öyküler okuyarak bu savunma mekanizmasına yakınlaşmak uygun bir yoldur. Bunun örneklerine bizim mizah yazınında da rastlayabiliriz ( ki Nasrettin Hoca bunların başında gelir, ayrıca Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eseri gibi roman niteliğinde eserler yanında Burhan Felek, Haldun Taner, Aziz Nesin, Muzaffer İzgü gibi yazarların öyküleri). Ülkemiz dışında bayrağı Moliere'den devralan Guareschi, Kishon ve Zoşçenko gibi mizahı yüzyılımızda kullanan ustaların eserlerinde de bu yaklaşımı görebiliriz. Nasrettin Hoca'nın yaşadığı toprakların insanı olduğumuzu unutmayalım. Eleştirileri kabul edelim, kendimizi de eleştirelim, başkasını da, ama yıkıcı değil yapıcı ve sevimli bir şekilde. Haydi Nasrettinler göreyim sizi, daha yaşanılır bir bugün ve gelecek için, mizahınız bol olsun.

 

Psikiyatrist Net'i favori siteler listenize eklemek isterseniz. Sık Kullanılanlara Eklemek İçin...                                     Psikiyatrist Net'i açılış sayfanız yapmak isterseniz Ana Sayfa Yapmak İçin...                      Psikiyatrist Net    Durumundadır...
    Copyright ©2003 Psikiyatrist Net ziyaretçilerine psikiyatri hakkında bilgi vermek üzere kurulmuş bir sitedir.